Kayıtlar

Sonradan

  Birini sonradan sevemezmişsin. Bir başkası da seni sonradan sevemez. İlk ailenden başka bir aile kuramazmışsın. Aile dediğin çocuğun dünyasıymış. Anne babalara yer yokmuş orda . Anne baba olsan da çocukluğunda bırakırmışsın aile kavramını. Birbirini farklı yerlerden kesen kümelermiş hepsi. Nerde varsın nerde yoksun karmaşa. Çünkü insan ailesi için herşeyi yapar. Onu mutsuz, huzursuz görmek yer bitirir. Elinden birşeyler gelir illaki. Yapabileceği şeyler muhakkak vardır. Ama hayatıma sonradan girenlerin yapabileceği şeyler pek olmuyor. Sevmek bu değil. Sevmek sevdiğinin gözünden yaş aktığı zaman yüreği kanamaktır.  

DEPREM

  Rutin rahmettir evet Daha kaç defa deneyimleyip gösterecek yaradan bilmiyorum Ama korkuyorum, rutin rahmettir. Bir sabah uyandığımda o güneş bana doğmayacaksa gün ayar mı bana? Başımı yastığa koyduğumda mezar taşım olur mu yuva dediğim ev? Çok zor.. bununla yaşamak çok zor..  Hiç böylesini görebileceğim aklıma gelmemişti. Bu kadar büyük bir felaketi insan aklı mı idrak edemiyor, yoksa hep huzur isteyen ama huzursuzluğun kendisi nefis mi kabul edemiyor? Ah nefsim madem huzur istiyorsun o zaman ne bu sorun çıkarmaların? Bak. Gördün mü ey nefsim. İnsan bir gecede annesiz, babasız, evlatsız, eşsiz, kardeşsiz, başsız, yuvasız kalabiliyor. O zaman ne bu telaşın nefsim. Yavaşla.

Pişmanlık

  Eskiden yani yirmili yaşlarımda çok yoğun hissettiğim bir duyguydu pişmanlık. Olgunlaştıkça pişmanlık olarak gördüğüm hiçbir şeyden pişman değilim. O zaman pişmanlığın kendisi geçmişe dair yakınmalarımız mı, bugüne dair sığ hedeflerimiz mi yoksa geleceğe dair planlarımız mı? Pişman nasıl ve ne zaman olunur? Birşeyi yaptığında mı, yapmadığında ya da yapamadığında mı çıka ortaya? Hatalarımızdan pişman olmalıyız diye öğretiriz çocuklara, pişman mısın diye sorarak da pedagojik bir ebeveyn olma yanılgısına düşeriz. Verdiği her iki cevapta da kötüyü iliklerine kadar hissetmesine yaptığımız ebeveyncilik oyunu sebep olur. Pişmanlık böyle bir şeydir. Nerden bakarsanız nerden tutarsınız zehirli bir duygudur pişmanlık. Aşağı çeker, ruhunu emer. Hata yapmama gibi ir ütopyada yaşayamayacaksak her hata sonunda pişman olduğumuz bir ömür nasıl geçer. 

Değişmek ve Yargılanmak Üzerine

Ben Tuğba, yaşım 30. Belki de doğar doğmaz yargılandım. Hep bir neden’in arkasındaki cevap oldu kimliğim. Neden doğdum neden bir kızım, neden sessizim, neden içe kapanığım, neden başıma buyruğum, neden hassasım, neden şöyleyim neden böyleyim ? Tüm bunlarla yaşayıp kendini çok geç sevebilmiş ve kabul etmiş biriyim.  Peki bu, nedenleri bitirdi mi? Bitirmedi. Duyarsızlaştım, hissizleştim diyemem. Yine kalbimi buruyor, ama o içimdeki küçük kız çocuğunu savunuyorum artık, susmuyorum.  Hem bunları yaparken hem de bunu aşmanın yollarını salık veriyorum kendime. Neden’ler yerini nasıl’lara bırakıyor. Öyle bir çelişki işte nedenimi kabullenişim kendini ‘nasıl çözerim’’ e bırakıyor. Nasıl daha konuşkan olurum, nasıl daha az ağlarım, nasıl daha güçlü olurum nasıl daha az kırılgan olurum. Kendimi sevmekle kendimi ‘eğitmek’ arasında bocalıyorum sanırım. Yapabildiğim tek birşey bile yok. Ne kendimi sevebiliyorum ne de kendimden vazgeçebiliyorum.  Şimdi küçük Tuğba ile karşılaşsam ne di...

Ben Kimim?

  Ben kimim? Ne zor soru, verilecek cevap ne zor. Bir insandan istenilecek en zor şey kendini, ben’ini anlatması olsa gerek.  Ben beni bildim mi o meçhulken sana nasıl anlatayım. Her gün şaşırıyorken her hücreme, bilmediğim uğramadığım limanlarım varsa halen nasıl emin anlatayım? Hiçbir şeyi tam yapamıyorken, eksikken nasıl tastamam anlatayım. Hem nasıl bu kadar mükemmel hem de nasıl aciz olduğumun çelişkileri ile kıvranırken sana nasıl dürüst olayım.  Gerçek beni anlatabilir miyim bilmem ama adet olmuş ya anlatayım. 4 çocuklu bir ailenin annemin tabiri ile ilk göz ağrısıyım.  İlk göz ağrısı ya. Bilirim o ağrıyı. Öyle ya bir anneyim, ablayım, eşim, arkadaşım... Ama en önemlisi de kulluk yolundaki biçare yolcuyum. Yolum zor yolum dikenli… Kapalı kutuyum, melankoliğim, eskinin hayranı, yeninin müptelası, zor unutan, kolay affeden, çabuk ağlayan, geç alışan ama sonra vazgeçmeyen vazgeçilmeyen, yağmuru seven, hala İncesaz dinleyen tipik bir içe dönüğüm asl...